MahaMantra Doğal Yaşam Merkezi
International Yoga Federation
Get Adobe Flash player

Ekim 2009

Bu ayki sohbet konumuz mutlu olmak üzerine olsun istedim. Dünyaya gelen tüm varlıkların hayatının amacı ve hedefi mutluluk. Mutlu olmanın özü aslında iyilik, sıcakkanlılık, sevecenlik, şefkat gibi temel insan olma niteliklerinin geliştirilmesine dayanıyor. Eğer doğuştan getirdiğimiz tüm bu nitelikler geliştirilebilirse anlamlı, barışla dolu, mutlu bir yaşam bizi bekliyor. Aslında her şey bizim içimizde de haberimiz yok, dışarıda arıyoruz mutluluğu. Aklıma meditasyon kursunda anlattığım bir hikaye geldi;

“Kadıncağız yerlerde bir şeyler arayıp dururken bir adam kendisine yaklaşmış ve size yardımcı olabilir miyim? diye sormuş. “Ah çok sevinirim, çok sevdiğim broşumu kaybettim onu arıyorum.” Peki demiş adam ve o da aramaya başlamış. Epeyce aramışlar ama bulamamışlar. Adam sormuş, “Tam olarak nerede kaybetmiştiniz broşunuzu?” “Evde” diye yanıt vermiş kadın. Bunun üzerine adam sinirlenmiş ve “Kardeşim evde kaybettiğiniz broşu ne diye burada arattırıyorsunuz bana?” Kadının yanıtı şöyle olmuş:”Ev çok karanlık da ben de aydınlıkta arayayım dedim.”

Eğer mutluluğu kendi içimiz dışında biryerlerde, birilerinde, bir şeylerde arıyorsak bulamayacağız. Halimiz de deminki hikayedeki kadından farklı olmayacak. Evimizi aydınlatalım, ışıkları yakalım ve içimizde sonradan oluşan karanlıkları yok edelim. Peki bunu nasıl yapabiliriz?

Bu konuda Hindistan’daki ruhsal rehberimiz Srila Govinda Maharaj’ın ruhsal rehberi olan Srila Sridhar Maharaj’a ait aşağıdaki yazı, okuyan herkesi derinden etkiliyor:

“Mutluluk neden bizlerden kaçıyor? Çünkü bizler asla tatmin olmayız. Çok fazla şeye sahip olsak bile daha fazlasına özlem duyarız. Yaşamın değişik kesimlerinden gelen her birimizin yapısı böyledir. O halde sonsuz özlemimizi, sonlu maddesel nesneler ve kıpır kıpır bedensel ve entellektüel zevkler nasıl giderebilir?

Mutluluğu maddesel boyutta aradığımız sürece, uğraşlarımız ve çabalarımız telafisi mümkün olmayacak şekilde hüsrana uğramaya mahkumdur. Maddesel nesneler ve hedefler, yapısal olarak sınırlı olduklarından bizlerin sınırsız özlemlerimizi karşılayamaz. Ortak mutluluk arayışımızda, yalnızca sonsuz ruhani ülkenin güzelliğini ve aşkını arayarak başarılı olmayı umabiliriz.

Bize yardım etmek için bekler

Evrensel Kaynak yaşamımızın en kötü döneminde bile hep oradadır. Bekler, bize yardım etmek için bekler. Onun lütfunu elde etmek için, içtenlikle, bütün içtenliğimizle başımızı kaldırıp bakmamız yeterlidir. O heryerdedir ve bekler; “Yavrum, Bana bak. Dış ortamı gözünde bu kadar büyütme. Ben buradayım, senin hemen yanıbaşındayım. Dikkatini başka yöne çevirdin, bilincini dışarıya odakladın. İçe odaklan, orada Beni bulacaksın. Yukarıya odaklan. Şu anda hizmet ve konfor elde etmek için aşağıya odaklandın ama eğer yukarıya, kendinden daha yukarıdaki varoluşa bakarsan Beni o boyutta bulursun. Yukarıya bak! Hizmetkar aramak için aşağıya bakma.”

Efendi olmak istiyorsun ve bunun için de hizmetkarlar, senin hizmetinde olacak şeyler istiyorsun. Bunun zıddı olan yolu izle, hizmetkar ol ve efendini ara, o zaman yükselirsin, daha üstün bir ülkeye alınırsın. Eğer daha üstün bir boyutta yaşamak istersen hizmet vermek durumundasın. Eğer efendi olmak istersen o zaman efendi olabileceğin daha aşağı boyuta inmek durumundasın.

Bu ne abartıdır ne de hayal, bu bilimsel birşeydir. Sen ancak kendinden daha aşağı olanlardan zevk alabilirsin. Dolayısıyla, zevk almaya kalkışınca aşağı türden ilişkiler kaçınılmaz olur. Sadece daha üstün hizmete hazırlıklı olarak ruhunun daha üstün pozisyonuyla temas kurabilirsin. Kendini feda ettikçe adım adım yukarıya çıkarsın; zevk alma yaklaşımıyla ise aşağıya inmek zorunda kalırsın. Başkalarını kullanmanın ve zevk almanın ne olduğunu ve daha üstün hizmetin ne olduğunu anlamamız gerekir. İlahi hizmet saftır ve o hizmette saf bir coşku ve vecd vardır. Vererek kazanan oluruz, el koyarak kaybeden oluruz. Bu bilimsel gerçeğin anlaşılması gerekir.

Vermek Servettir

İnsan başkalarından birşeyler alarak, çalarak yüzeysel tatmin bulabilir, ancak derinde sonucun iyi olmayacağına dair bir kuşku vardır: “Tepkiye maruz kalacağım.” Alarak, çalarak sömürüde bulunma bir tür zevk sağlar, halbuki büyük hayırseverler de bağışta bulunarak, vererek mutluluk tadarlar. Bu iki tür mutluluk arasında nitelik açısından bir fark vardır ve onları ayırt etmemiz gerekir. Farklı boyutlarda mutluluğa ait farklı kavramlar vardır ve elde edilen zevkin karşılaştırmasında da nitelik açısından farklılıklar mevcuttur. Yaşamın farklı boyutlarını idrak etmemiz gerekir. Daha üst hizmet yaşamı ilahi yaşamdır. Mutlak Gerçek oradadır. Herşey Onun içindir. Buradaki herşey O’na zevk vermek içindir.

Ama hangi yoldan ilahi yaşama ulaşabiliriz? Maddesel olan nedir? İlahi olan nedir? İkisi arasındaki farkı ayırt etmek durumundayız. İlahi yaşamı kabul etmek için onları incelememiz gerekir.

Evrensel Kaynak nedir? Evrensel Kaynak siparişleri karşılayan değildir. Eğer hastaysam Tanrı’dan yalnızca “Ey Tanrım hastalığımı iyileştir!” diye talepte bulunmamalıyım. Eğer fakirsem Tanrı’ya sadece “Tanrım bana para ver” diye yakarmamalıyım. Bu alışveriş bağlantısı mutluluğa götüren bir bağlantı değildir. Ama yine de belli bir anlama sahiptir çünkü en azından doğaüstü bir güce ait bir düşünce vardır ve o güç mucizeler yaratabilir. Oysa Ondan maddesel birşey beklemeden Evrensel Kaynağın kendisini istemek daha iyidir. Bizler bütün bu bolluğun kaynağı olan, aşkın, güzelliğin, cazibenin, şefkatin, vecdin ve ebedi doyumun kaynağı olan Evrensel Kaynağı istemeliyiz ve bunun dışında değerli olduğunu düşündüğümüz başka hiçbir şey istememeliyiz. Ona güvenmeliyiz: “Ah Tanrım, bana benim için iyi olan neyse onu ver. Ben tam olarak iyi nedir, kötü nedir bilmem. Lütfen benim için neyin iyi olduğunu düşünüyorsan onu ver bana.” Bu Ona maddesel şeyler için dua etmekten daha ileridir. Ama en iyisi, En Yüce olana saf hizmette bulunma yolunu kabul etmektir: “Tanrım, ben Senden başka birşey istemiyorum.” Ve Onunla bağlantımız ne olacaktır? Hizmet. “Tanrım ben sadece Senin hizmetini istiyorum.”

Başlangıçta kaybeden olduğumuzu düşünebiliriz ama sonunda kazanacağız. Görünürde kendimizi veriyoruz, kendi bencil çıkarlarımızı feda ediyoruz ama ince, süptil anlamda kazançlı çıkarız. Bu ontolojik gerçeğin takdir edilmesi gerekir. Bu ne dogmadır ne de kör inanç. Bunun temelinde daha üstün ön yargısız nedenler mevcuttur.

Doyumun Anahtarı

Yaşamımız doyum sağlamıyor ve bizler de doyum istiyoruz, bundan kuşku yok. Ama ne tür bir doyum özlemeli ve aramalıyız? İhtiyaç içinde olduğumuzu biliyoruz ve aynı zamanda da ihtiyacımızı karşılamak ve tatmin elde etmek için can attığımızı hissediyoruz. Hiç kuşku yok ki bu herkes için böyledir. Ama doyumsuz yaşamdan doyuma doğru nasıl ilerleme kaydedeceğiz? Bunu yapmak için Evrensel Olan Kaynağı aramamız gerekir. O’nu aramalıyız.

Srila B. R. Sridhar Dev-Goswami Maharaj

Evet mutlu olabilmek için temel insan niteliklerimizi zamanımızı doğru kullanarak geliştirmeliyiz.

Zamanı doğru kullanmak= HİZMET(YARDIM)
Tüm insanlara ve canlılara hizmet (yardım) ederek mutluluğa giden yolda adım adım amacımıza ulaşabiliriz. Eğer bunu yapmakta zorlanıyorsak, en azından onlara zarar vermekten kaçınmamız önemlidir.

Hizmet ederken işin içine kalbimizi de katmak temel insan niteliklerimiz üzerinde çok etkin olacaktır. İçimizde sıcak bir sevecenlik, şefkat ve iyicil duyguların yükselmeye başladığını hissedeceğiz.

Her sabah kalktığında “Ah Tanrım, bugün sana nasıl hizmet edebilirim?” akşam yatarken de “Umarım bu gün O’na yeterince hizmet edebildim”diye düşünen bir Hintli rahip tanımıştım. Daima gülen bu mutlu kişi beni çok etkilemişti. O yıllarda, kendim için bugün ne yapabilirim? diye bile düşünmezken, Tanrı için ne yapabileceğini düşünen bilge bir kişi ile tanışmak çok etkileyiciydi.

Sonraki yıllarda çeşitli kaynaklardan bilimin şunu keşfettiğini öğrendim:
“Aşağı yukarı bir ay gibi kısa bir sürede bir şeyi sürekli yaptığımız takdirde beynimiz o konu ile ilgili yeni sinir hücrelerini devreye sokuyor ve nöral bağlantılarda değişiklikler oluyor.”

Bu bilimsel veri o rahibin nasıl bu şekilde düşündüğünün de bir özetiydi.

Yeni düşünme yolları üzerinde sürekli çalışarak sinir hücrelerimizi yeniden şekillendirebilir ve beynimizin çalışma tarzını değiştirebiliriz. Zaman içinde olumlu düşünceler arttıkça olumsuzlar otomatik azalmaya başlar. Bu da bizi huzur ve mutluluğa götürür.

Özetle hergün sabah kalkarken- akşam yatarken o günle ilgili düşünüp bakış açımızı değiştirmek, hizmet boyutunda olarak temel insan olma niteliklerimizi geliştirmek bizi mutluluğa rahatça ulaştıran bir otoban gibi. Her şey bizim içimizde. İçimizdeki şeylerle ne yapacağımız ise tamamen bize kalmış. Herşey bizim elimizde. Kendimiz için yaşamda gerçekte en değerli olan, hayatımıza anlam katan şey ne?

Önceliklerimizi buna göre belirleyelim. Zevk almanın, mutluluk olmadığı bilinciyle.

Mutlu günler diliyorum, sevgiler…
Suddha Moyee



Etiketler: ,

Yurakı Git