MahaMantra Doğal Yaşam Merkezi
International Yoga Federation
Get Adobe Flash player

Eylül 2009

Merhaba,
Oldukça uzun bir zaman geçmiş yazmayalı. Ama bu haftanın enerjisi artık bana yazdırdı.

Dün 02.09.2009 tarihini taşıyordu. Sabahki yoga seansımdan sonra cep telefonumda Reiki’de ki yakın dostlarımdan birisine ait cevapsız bir arama vardı bir de mesaj. Mesajı açmadan önce o yanıtsız telefonu arayarak, kaç gündür yine çok sevdiğimiz bir arkadaşımızın aylardır amansız bir hastalığı çeken eşinin vefat ettiğini öğrendim. Uzak doğuda vefat kelimesini kullanmıyorlar, görüntüsünü yitirdi diyorlar. Bu söylem bende hep Yunus Emre’nin şu dizesini çağrıştırıyor: “Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm.”

Arkadaşımızın eşi ne zamandır hastaydı ama görüntüsünü kaybetmekten korkuyordu, bu gücü kendinde bulup geçiş yapabilmesine sevinmem gerekirdi, ne yazık ki edindiğim tüm bilgilere rağmen içimde garip bir üzüntü titreşiminin oluşmasını engelleyemedim. Cenaze 03.09.2009 öğle namazını takiben Kocatepe Camiinden kalkacak dedi arkadaşım. Diyecek bir şey yoktu, o telefonu kapadım. Hemen gelen mesajı açtım. Şöyle diyordu: “Merhaba hocam, Bilge’miz doğdu. Haber vermek istedik. Sevgiler. Banu-Sedat.”

Ölüm ve doğum iki zıt uç. Aynı anda iki haber birden geldi. Şaşırdım, İkisi de aynı hastanede ikisi de aynı saatlerde, ikisi de aynı gün. Üzüleyim mi yoksa sevineyim mi bilemedim. Ancak zihnimizin serbest bırakıldığında % 75 negatife konsantre olması burada da kendini gösterdi. Acı titreşimi yazık ki daha ağır bastı. Hemen Banu’yu aradım, eşi aracılığıyla kendisini tebrik ettim ama telefonun diğer tarafındaki yorgun sesli sevinç bile içimdeki acı titreşimini azaltmadı. İşte dedim zihin böyle çalışıyor.

02.09.2009 tarihinde ay dolunay civarında, ayrıca uzak doğu felsefeleri için kutsal Karttik ayı ve müslümanlık için de çok kutsal Ramazan ayı içinde bir tarih. Hem doğum hem de ölüm için harika bir zaman dilimi. Üstelik 02.09.2009 tarihindeki sayıların toplamı 11.11. Yeni enerji kaynakları, bazı güvenilir kanal bilgileri 11.11 enerjisi için şunları söylüyor:

“Dünya üzerindeki her şey nümerik bir konfigürasyon ile tanımlanır. Tüm yaşam rakamlara indirgenebilir ve rakamlar ile açıklanabilir. Bu nümerik dizilişler her insanı ayarlamaya ve dengelemeye yardımcı olan yeni anlayış serilerine hizalanmayı getirir. Tüm seviyelerde rakamlar foton ışığının yüksek tanımlamaları ile baş edebilmesi için bedeni hizalar. Her bir rakamın aşılanması (telkini) her bireyin gereksinimlerine uyması için kişileştirilir. Gerekli ışık parçacıklarının nümerik parçacıklara oranını sağlar. Beyin bu yeni enerjilere ayarlanırken, bireyin insan/hayvan oranından çıkıp insan/ışık eşitliğine yükselmesini sağlayan bir yükselme gerçekleşir.

Rakamlar ve insanlar el ele giderler. Bilinen zamanın başlangıcından beri yaş, doğum tarihi, kilo veya sahip olduğumuz deve sayısı gibi nümerik denklemler ile tanımlandık, rakamlar her zaman bizim sessiz partnerlerimiz oldu. Bugünlerde bir çocuk doğduğunda, ilk yapılan şey ölümlerine kadar yaşamları boyunca onları takip edecek olan bir rakam verilmesidir, öldüklerinde onları tanımlayacak yeni bir rakam verilir. Saatlerimizdeki rakamlar ne zaman gideceğimizi, ne zaman duracağımızı, ne zaman kahve içeceğimizi, ne zaman uyuyacağımızı bize söyler. Rakamlar bedenimiz gibi bizim bir parçamızdır. Rakamlar optiktir… Gözler beynin uzantısıdır ve gözler bu rakamları gördüğü zaman ve beyinde kodlanma aktive olduğu zaman, üzülmeyi bırakın ve sadece keyfini çıkarın.

1992′de insanlığa aktivasyon rakamı olarak 11:11 verildi. Solar Işığın yeni oktavına enerjisel olarak bize eşlik ediyor. Bizi izleyen sayısal bir imza yaratmak, bir geçiş kapısı yaratır, bu kapı vasıtası ile kendi içsel benliğimizin daha fazlasını anlarız. O, ilahi hafızasını arayan bir insan olarak en yüksek potansiyelinize bir giriş veya geçiş kapısıdır. Bir ‘tüm var olan’ın içinde bir tekilliktir. ‘Bir’ etrafındaki dünyanın ayna benzeri yansımasında kendisini arar. Bu giriş kapısı bilmeden kendiniz için koyduğunuz sınırlamaları aşma fırsatı sunar. Bu enerji 2012′ye kadar aktive olmuş durumda kalır.

ÜSTAT RAKAMLAR enerjisel olarak tek dijitlerin anlamını vurgular. Bilinen en güçlü titreşimlerin bazıları olduğu düşünülür. Ham erişilmemiş potansiyeli sembolize ettikleri ve kişinin aydınlamaya erişmesine yardımcı oldukları düşünülür. Bu enerji görecek gözleri olanlar tarafından kullanılmayı bekliyor.

İster ÜSTAT RAKAMLAR (Hepsi aynı rakamlar) veya KİŞİSEL KODLAR (aynı karışık rakamları tekrar tekrar görmek) olsun, sayısal yüklemeleri deneyimlediğiniz zaman bir dakika durun, bu enerjinin sizden doğmasına izin verin. En derin arzunuza odaklanın ve onun tezahür ettiğini görün.

11, 111 veya 11:11

Anında tezahür mesafesinde yolculuk eden tüm var olana Giriş Kapısı. İnsan yapımı tezahürü bırakma ve Meshedilmiş Yaratıma girme. Kapılar kapalı kapıları açar ve siz tüm kapıların arasındasınız. Düşüncenin 13 saniye süreleri ile bilinçli yaratımı. Kişinin içsel kalp arzularının bolluk içinde yaratımında Ruhüstü (Tanrısal Benlik) ile bir olmak. ” Kanal Bilgisi.

03.09.2009 tarihindeki gündüz yoga seanslarımı cenazeye katılmak için iptal ettim. Bu tarih de çok ilginç şöyle ki;

“Dünya 3 Eylül 2009′dan itibaren enerjisinde bir güncellenme almaya başlayacak; bu, Dünya’ya demirlenecek olan sevginin yüksek titreşiminde, sevginin güncellenmesidir. Sevginin bu güncellenmesine açık olmaya izin verdiğinizde, sevgi dalgası yaşamınıza akıyor gibi olur, sizi yıkar Sevginin yeni enerji dalgası kabullenmenin, koşulsuz sevginin ve dengenin niteliklerini taşır. Yaratıcı’nın gelecek olan yılda herkesin varlığına ve realitesine demirlenmesini istediği bu niteliklerdir. Bu ayrıca güçlü bir iyileşme işlemini de aktive edecek.” Kanal Bilgisi.

Cenazede eşini yitiren arkadaşımız çok güçlüydü, umarım öyle görünmeye çalışmıyordu, umarım gerçekten öyleydi. Çok zor bir süreç geçirmiş olduğu fiziksel bedeninin her halinden belliydi. Ama yüzündeki ve gözlerindeki o koşulsuz sevgi titreşimi beni can evimden vurdu. Ağlamadı, dövünmedi, sakin ve huzurluydu. Tanrı’dan gelen her şey kabulümdür diyordu. Ona başın sağ olsun diyemedim. Böyle bir durumda bana hep yetersiz ve sığ görünmüş olan başın sağ olsun deyimini ona söyleyemedim. Yalnızca sevgiyle kocaman sarılmak istedim ve sarıldım. İçinde eşine duyduğu sevgi ile Evrensel Kaynağa duyduğu sevgi birleşmişti, birini diğerinden ayırd edebilmek mümkün değildi. Bilinç atlıyordu, yükseliyordu, başka boyuttaydı sanki. Aynı durum mezarlıkta da devam etti. Mezarlık sonrası ayrılırken ellerini tuttum kendine iyi bak deyip ellerini öptüm. Böylesine büyük koşulsuz bir sevgiyle, gecesini gündüzüne katarak eşine bakan, of demediği her halinden belli olan bu güzel varlığın bu güzel elleri, sonsuza kadar tüm dünyaya şifa versin. Sonsuz dedim de aklıma geldi. Herkesin yakasına ölen kişinin resmi iğnelenmişti. Orada doğum tarihi yazıyordu ölüm tarihi kısmında ise bir sonsuzluk işareti vardı. Ne kadar hoş değil mi? Bilinçli bir varlığın ölüme bakış açısı. Ölüm yok ki, bizler sonsuza kadar yaşayacağız!

Cenazeden sonra hastaneye Bilge bebeği görmeye gittik. Tüm bebekler gibi, düşürdüğü yeni frekansına ve bu ikilikler gezegenine alışmaya çalışıyordu. Ağlıyordu, biraz huzursuzdu. Ama tüm bebekler gibi kusursuzdu. Ayrılırken ona “Dünyamıza hoş geldin” dedim. “İyi ki geldin. Harika bir annen ve baban var. Burada onlarla çok güzel vakit geçireceksin, onlar seni çok seviyorlar.”

Bugün iki uçta gezindim ve yorgunum. Öylesine net anladım ki; zıtlıkları aşmak sonsuz huzura ulaşmak ancak ölüm ve doğumun ötesine geçmekle olabilir. Bunun için de hiç doğmamak gerekir.

Uzak doğunun kutsal metni Srimad Bhagavad-Gita bu konuda şöyle diyor:

“Akıllı kişiler eylemlerinin meyvelerinden vazgeçerek aydınlanırlar ve bu yolla doğumun esaretinden özgürlüğe erip, bütün acıların ötesindeki boyuta ulaşırlar.”2.bölüm 51.ayet

Bütün acıların ötesindeki boyut! Umarım bu yaşamımda!

Sevgilerimle
Suddha Moyee



Etiketler: ,

Yurakı Git