MahaMantra Doğal Yaşam Merkezi
International Yoga Federation
Get Adobe Flash player

Şubat 2012

ŞUBAT 2012 ENERJİLERİ

Merhaba,

Ocak 24.2012 den bu güne kadar evrendeki değişik, titreşimi yüksek enerjiler ve güneş patlamalarının etkileri hepimizi zorladı.

Son olarak da Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA)’ya ait Güneş Dinamikleri Gözlemevi (SDO) uzay aracı, 24 Şubat 2012 de Güneş’in yüzeyindeki bir patlamanın ardından oluşan dev tsunami dalgasını (güçlü bir ‘koronal kütle atımı’) tespit etti ve görüntüledi. Oluşan enerji boşalımının ardından yüzeyde yaklaşık 400 bin kilometre boyunca ters yönlerde ilerleyen iki büyük tsunami dalgası oluştu. Oluşan koronal kütle atımının Dünya’nın manyetik alanına 26.Şubat.2012 de Türkiye saati ile 23.00 sıralarında ulaştığı, ancak güçlü bir jeomanyetik fırtınaya yol açmayacağı ve yeryüzüne etkisinin az olduğu bildirildi.

Güneş’ten saatte milyonlarca kilometre hızla milyarlarca ton elektrik yüklü parçacığın kaçması anlamına gelen koronal kütle atımı, Dünya’nın koruyucu manyetosferine ulaşıp çarptığında atmosferin üst katmanlarına trilyonlarca watt güç yüklüyor. Bu da yeryüzündeki elektrik hatlarına veya yörüngedeki uzay araçlarına zarar verebiliyor. Kutuplara yakın bölgelerde aşağıdaki resimlerde görüldüğü üzere güçlü kuzey ışıkları (aurora) oluşabiliyor.

NASA’nın Goddard Uzay Uçuş Merkezi’nden bilim insanları, 23 ve 24 Şubat’ta Güneş’in yüzeyinde 5 patlama gerçekleştiğini, ilk iki patlamanın Dünya’yı etkileyebileceğini duyurmuştu.

 

İşte bu etkiler bedenimizi de, enerji bedenimizi de oldukça zorluyor. Manyetik alanlarımız değişiyor, kendimizi bedenimizin içinde bir tuhaf hissedebiliyoruz. Çakralar sıkışıyor, enerji bedenimiz karışınca, kafamız da karışıyor. Kısacası hatlar karışıyor!

 

”Ya Karmamızı yaşamak ya da karmanın üzerine çıkmak.” İşte bütün mesele bu! Çünkü bu dönemde karmalar birbiri ardına gelerek bizi zorlayabiliyor. Dayanma sınırlarımız direnç gösterse bile, bir noktada tsunami etkisi göstererek patlayabiliyor. Bu noktada karmanın (tsunaminin:-)) üzerine çıkmayı başarmak çok daha mantıklı görünüyor, ama nasıl?

 

Karmanın üzerine çıkabilmek için ruhsal rehberlerin önerisi kendi egomuz veya başkalarının egolarıyla uğraşmayı bırakıp,  kendimizi hizmet boyutuna çekebilmemiz yönünde. Ego var, onu kabul etmeliyiz ve ona konsantre olmamalıyız. Çünkü zihnimiz neye konsantre olursa onu büyütüyor. Bu nedenle egoyu yok etmeye yönelik her türlü çalışma, egonun kendisini hiç fark ettirmeden büyümesi sonucunu beraberinde getirecektir.Ego, çelme takmak veya çeşitli şekillerde bizi kandırmak üzere daima yanıbaşımızda ve biz bunu kabul etmeliyiz.

Henüz maddi dünyada ve ego ile dolu bir bedende yaşamını sürdüren  bizler, ne yazık ki gerçek aşk boyutunda değiliz. O boyutta olmadığımıza göre aşka dair ne söyleyebiliriz ki? Ama farkındalıklı bir şekilde hizmet ederek, bilgi alarak bir gün gerçekten aşık olabiliriz. Kime? Tabii ki o en üstte olana. Mutlak Gerçeğe…

 

11.02.2012 günü sabaha karşı kedilerimizden Arap, böbrek yetmezliğinden vefat etti. Murali ile birlikte Arap geçiş yapıncaya kadar başında bekledik. Reiki eşliğinde, sabaha karşı rahat bir şekilde bedenini terk etti. İlk defa gülümseyen bir kedi gördüm. Arap öldüğünde gülümsüyordu. Ona özendim. Bunu itiraf etmeliyim. Öyle rahat ve huzurlu görünüyordu ki… Arkasından ağlamayı bile düşünmedim. Onu bir poşete koydum, sonra da karton bir kutuya. Soğuk olsun diye dış kapıya bıraktım. Sonra o günü anımsadığımda öyle ilginç bir nokta dikkatimi çekti ki, bunu sizlerle paylaşmak istedim. Arap hastayken üşümesin diye hep üstünü örtüp, kalorifere ek olarak yanında elektrik sobası da yakıyorduk. Bedenini terk ettiğinde ise onu en soğuk yere koymayı istedik. Sonra da gömdük, üzerine kar yağdı. Üşüyen kimdir acaba? Beden mi? Ruh mu? Ego mu?

 

Ego duyularımızı kullanarak sürekli bizi kandırmaya, engellemeye ve ilerlediğimiz yoldan düşürmeye çalışmakta. Aklımızı kullanarak egonun bizi engellemesine izin vermeyebiliriz. Ama akıl devreden çıkıp da duyular kontrolü aldığında aklımız da başımızdan gidiyor! Disiplinimiz de yok oluyor! Ünlü yazar Stefan Covey disiplini şöyle tanımlıyor:

“Yaşamımızda bizim için büyük önemi olan birşeyi, anlık duyu tatmini için feda etmemek.”

 

Çok sevdiğim bir arkadaşım, aşık olduğum zaman benden hayır gelmez, hiç bir işe yaramam, gözüm birşeyi görmez  derdi. Gerçekten de bir süre sonra, maddi bilinçle aşık oldu ve de önceden söylediği üzere «out of order» oldu:-) Yaşamında o zamana kadar değerli olduğunu söylediği herşeyi ve herkesi bir anda silip attı. Oysa ki gerçek aşkın bizi hizmet boyutuna getirip, içimizdeki sonsuz gücü ortaya çıkarttığı söylenir. Galiba şu hınzır ego, aşkı da kandırıyor:-) Aşkın bilincini düşürüyor! Gerçek olmayan maddesel bağları, hormonal değişiklikleri bize aşk gibi gösteriyor. Bir duyuyu da (görme) bizden alıyor:-) Aşkın gözü kördür diye boşa dememişler! Ama şükürler olsun ki bu geçici bir körlük:-)

 

Bizler bu maddi dünyada duyu tatmini için bulunmuyoruz. Uzak doğu felsefeleri bu maddi evrenlere gelmeyi seçen  ruhlar, yaratılan ruhların yalnızca %25′idir  der. Yani bizler, buraya gelenler olarak zoru tercih etmişiz. Kendimizi bu maddi evrenlerden hiç çıkamama riskine atıp, egoya rağmen, aklı ve üst benliği de yanımıza alarak gelmişiz. Ancak bu gezegende genelde  ikisini de kullanamıyoruz! Böylece ego bizi hep kandırıyor:-) Eğer bu unsurları kullanmayı becerip,  maddi ve de vizyon dünyada ruhsal farkındalığımızla yaşamımızı sürdürmeyi başarabilirsek, bu farkındalık bizi gerçek yuvamıza ulaştırabilir. İşte o zaman, zoru başarmış bir varlık olarak eminim değerli de olacağız.

 

Ruhsal rehberimiz Srila Acharya Maharaj bir konuşmasında enerji, enerji, enerji diyerek enerji toplamamızın önemine değinir:-) Gerçekten de bu yaşamda herşey bize ya enerji veriyor ya da enerjimizi kaybetmemize neden oluyor.

 

Enerjiniz bol olsun! Yaşamınız ruhsal enerji ve hizmet ile dolsun!

Günü geldiğinde gerçek yuvamıza ve huzura ulaşabilmemiz dileğiyle, sevgiler…

 

Suddha Moyee



Etiketler: , , , , , ,

Yurakı Git